İSTANBUL

 Bir tutam gül kurusu, bir parça cazibe, ufak tefek cilveler ve bir iki tane öpücük. Bunlar mı getiriyor aşkı bizlere? Güzel elbiseler, çekici kokular, minik şakalar, içeride uçuşan kelebekler, ruhuna iyi gelen ses tonu ve cümleler. Aşk mı yaşatır bunlar?

Bir kişi resmederdim hayallerimde, omzu yastığım olurdu. Gözleri antidepresanım, sesi ninnim, nefesi oksijenim. Elleri yanaklarımda gezerdi bense bulutlara oturmuş tüm dünyanın kaosunu izlerdim. Uyanmak istemezdim rüyalarımdan, gerçek dünya benim için uygun değildi. Melodiler bağırışlara, bulutlar acılara, hava ise kire dönüşürdü. Bir gece rüyamda gördüm İstanbul’ u. Beni çağırıyordu, olmam gereken yer orasıydı. Orası rüyanın ve kabusun birleştiği tek yerdi. Her nasılsa kabus ve rüya bir arada yaşardı o koca binaların arasında.


İstanbul... Buraya geldiğimde değişti tüm benliğim. İyi ve kötü yoktu insanların içinde, sadece yaşamak için direniyorlardı. Fakir kesim dalgalı bir boğaza bakarken zengin kesim manzarayı izliyordu. Bu şehir masumiyetin günaha karıştığı yerdi. Çocuğunu aç bırakmamak için ekmek çalan anneler mi hırsızdı yoksa insanları kandırarak hayatlarını kısıtlayanlar mı hırsızdı? Ses ya da sessizlik kavramı silinmişti İstanbul için. Ses içinde sessizlik olursun ya da sessizliğin içinde seslere gömülürsün. Göremedim ben çocukluk İstanbul’un sokaklarında. Çocukluk çalınmıştı buradan. Bulurum kendi kayıp çocukluğumu diye düşünürken kaybettim daha çok varlığımı o derin sokakların arasında bir yerlerde.

Bir o kadar da güzelmiş İstanbul. Aşık olmak gündüz ve gece farklıymış. Gündüzleri her sokağında anı doldururmuş insan aşkına geceleri ise her karanlık köşe sevdiğini öpmek için bahane oluyormuş. Hayatı öğrenmek için bir yermiş burası. Eziyeti de refahı da görüyormuş insan, aynı sokakta zengin ve fakir bir arada yürüyünce. Anlarmış hayatı İstanbul’ u gördükçe.


Ben yeminler ettim, Haliç’ in suları dinledi. Aşık oldum, Galata izledi ve ben kaybettim o küçük göçmen çocuğu, biliyor İstanbul’ un kedileri. İyi de oldum kötü de kimisinin hayatında, sessizlikte ses de çıkarttım, sessizliğimle sesleri de bastırdım. Her şeyi izledim ve yazdım, bir sürü duygu yaşadım bir tanesinden dahi pişman değilim. Yeri geldi bir adam oldum, yeri geldi bir kadın, yeri geldi bir turist, yeri geldi toplumdan dışlanmış bir insan, yeri geldi yerli oldum. Her gözden baktım bu İstanbul denilen kabusun ve rüyanın şehrine ancak bulamadım henüz aradığımı. Ne rüyalarımda aşık olduğum kişiyi ne de kaybettiğim çocukluğumu. Sanırım bana yazılan kader ilerlemekti. Sonsuza kadar yalnız ve eksik. 

Yorumlar

Popüler Yayınlar