İSTANBUL
Bir kişi resmederdim
hayallerimde, omzu yastığım olurdu. Gözleri antidepresanım, sesi ninnim, nefesi
oksijenim. Elleri yanaklarımda gezerdi bense bulutlara oturmuş tüm dünyanın
kaosunu izlerdim. Uyanmak istemezdim rüyalarımdan, gerçek dünya benim için uygun
değildi. Melodiler bağırışlara, bulutlar acılara, hava ise kire dönüşürdü. Bir gece
rüyamda gördüm İstanbul’ u. Beni çağırıyordu, olmam gereken yer orasıydı. Orası
rüyanın ve kabusun birleştiği tek yerdi. Her nasılsa kabus ve rüya bir arada
yaşardı o koca binaların arasında.
İstanbul... Buraya geldiğimde değişti tüm benliğim. İyi ve kötü yoktu insanların içinde, sadece yaşamak için direniyorlardı. Fakir kesim dalgalı bir boğaza bakarken zengin kesim manzarayı izliyordu. Bu şehir masumiyetin günaha karıştığı yerdi. Çocuğunu aç bırakmamak için ekmek çalan anneler mi hırsızdı yoksa insanları kandırarak hayatlarını kısıtlayanlar mı hırsızdı? Ses ya da sessizlik kavramı silinmişti İstanbul için. Ses içinde sessizlik olursun ya da sessizliğin içinde seslere gömülürsün. Göremedim ben çocukluk İstanbul’un sokaklarında. Çocukluk çalınmıştı buradan. Bulurum kendi kayıp çocukluğumu diye düşünürken kaybettim daha çok varlığımı o derin sokakların arasında bir yerlerde.
Bir o kadar da güzelmiş
İstanbul. Aşık olmak gündüz ve gece farklıymış. Gündüzleri her sokağında anı
doldururmuş insan aşkına geceleri ise her karanlık köşe sevdiğini öpmek için
bahane oluyormuş. Hayatı öğrenmek için bir yermiş burası. Eziyeti de refahı da
görüyormuş insan, aynı sokakta zengin ve fakir bir arada yürüyünce. Anlarmış
hayatı İstanbul’ u gördükçe.
Yorumlar
Yorum Gönder